GenelCeza Hukukuİcra Hukuku

İİK 331 – Alacaklıdan Mal Kaçırma ve Alacaklıyı Zarara Uğratma Suçu – Alacaklıyı Zarara Sokmak Kastıyla Mevcudunu Eksiltme Suçu

Yazar 05/10/2026No Comments33 dakikalık okuma
iik 331 mal kaçırma malvarlığını azaltma mevcudunu eksiltme suçu
İçindekiler

Alacaklıdan Mal Kaçırmak Suç Mu? (İİK 331) Alacaklıyı Zarara Uğratma Suçu – Alacaklıyı Zarara Sokmak Kastıyla Mevcudunu Eksiltme Suçu

Borçlunun borcunu ödememek, alacaklıların alacaklarını almalarını engellemek amacıyla taşınmazlarını yakınlarına devretmesi, araçlarını elden çıkarması, malvarlığını gizlemesi veya gerçekte bulunmayan borçlar yaratması sıkça karşılaşılan durumlardandır. Alacaklıdan mal kaçırma olarak ifade edilen bu eylemler ekonomik açıdan ciddi sonuçlar doğurur. İcra ve İflas Kanunu m.331, borçlunun alacaklısını zarara sokmak amacıyla malvarlığını kanunda belirtilen yöntemlerle gerçekten veya görünüşte azaltmasını, maddede öngörülen diğer şartların da gerçekleşmesi hâlinde suç olarak düzenlemektedir. Bu suçun temelinde muvazaalı devirler, mal kaçırma veya gerçekte bulunmayan borçların varmış gibi gösterilmesi gibi yapılan eylemler bulunmaktadır.

Somut olayın özelliklerine göre borçlunun yaptığı işlem alacaklıyı zarara uğratmak için mevcudunu eksiltme suçu oluşturabileceği gibi, alacaklı bakımından tasarrufun iptali davası açılması da söz konusu olabilir.

Bu nedenle borçlunun malvarlığını üçüncü kişilere devrettiği durumlarda devrin ne zaman yapıldığına, kime yapıldığına, gerçek bir satış bedeli bulunup bulunmadığına, borçlunun başka mallarının olup olmadığına ve alacaklının bu nedenle alacağını tahsil edip edemediğine birlikte bakılması gerekir.

Hakkınızda İİK 331 kapsamında bir şikayet mevcutsa mutlaka bir icra avukatına danışmanızı tavsiye ederiz.

Alacaklıyı Zarara Uğratma Suçu Nedir?

Alacaklıyı zarara uğratmak amacıyla malvarlığını azaltan borçlunun cezai sorumluluğu, İcra ve İflas Kanunu’nun 331. maddesinde düzenlenmiştir:

Alacaklısını zarara sokmak kasdiyle mevcudunu eksilten borçluların cezası:

İİK Madde 331- (Değişik: 31/5/2005-5358/1 md.)

Haciz yolu ile takip talebinden sonra veya bu talepten önceki iki yıl içinde borçlu; alacaklısını zarara sokmak maksadıyla, mallarını veya bunlardan bir kısmını mülkünden çıkararak, telef ederek veya kıymetten düşürerek hakiki surette yahut gizleyerek muvazaa yoluyla başkasının uhdesine geçirerek veya asıl olmayan borçlar ikrar ederek mevcudunu suni surette eksiltirse, aleyhine aciz belgesi aldığını veya alacaklı alacağını alamadığını ispat ettiği takdirde, altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

İflas takibinden veya doğrudan doğruya iflas hallerinde iflas talebinden önce birinci fıkradaki fiilleri işleyen borçlu hakkında da bu fiiller başka bir suç oluştursa dahi bu hükümler uygulanır.

Konkordato mühleti veya iflasın ertelenmesi talebinden önceki iki yıl içinde ya da konkordato mühleti talebi veya iflasın ertelenmesi süresinden sonra birinci fıkradaki fiilleri işleyen borçlu hakkında da bu hükümler uygulanır.

Taşınmaz rehni kapsamında bulunan eklentinin rehin alacaklısına zarar vermek kastı ile taşınmaz dışına çıkarılması halinde, eklentinin zilyedi iki yıldan dört yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

Bu suçlar alacaklının şikâyeti üzerine takip olunur.

İİK m.331/1′e göre; haciz yoluyla takip talebinden sonra veya takip talebinden önceki iki yıl içerisinde borçlunun, alacaklısını zarara sokmak amacıyla malvarlığını belirli şekillerde azaltması suç oluşturabilir.

Kanunda suç oluşturabilecek hareketler esas olarak şunlardır:

  • Borçlunun mallarını veya mallarının bir bölümünü mülkiyetinden çıkarması,
  • Malları telef etmesi,
  • Malların değerini düşürmesi,
  • Malları gizlemesi,
  • Muvazaalı işlemlerle mallarını başkasına devretmesi,
  • Gerçekte mevcut olmayan borçları varmış gibi kabul etmesi. (örneğin: muvazaalı icra takibine borçlunun itiraz etmeyerek kesinleşmesini sağlaması)

Ancak bu eylemlerden birinin yapılması tek başına mahkûmiyet için yeterli değildir. Alacaklının aciz belgesi aldığını veya alacağını tahsil edemediğini ispat etmesi de gerekmektedir. İİK m.331’de bu şart açıkça düzenlenmiştir. Dolayısıyla borçlunun herhangi bir malını satması veya devretmesi direkt olarak mal kaçırma suçu anlamına gelmez.

Kavram Sözlüğü:

İfadeHukuki anlamı
Alacaklıdan mal kaçırmaKanunda tanımlanmış tek bir suç adı değil; çeşitli işlemleri anlatan gündelik ve geniş bir üst kavramdır.
Malvarlığını azaltmaEkonomik sonucu anlatır. Hukuka uygun satış veya ödeme de malvarlığında azalma yaratabilir; bu nedenle tek başına suç değildir.
Mevcudunu eksiltmeİİK m.331’in kullandığı teknik kavramdır. Kanunda sayılan yöntemlerle gerçek veya görünüşte eksiltmeyi ifade eder.
Alacaklıyı zarara sokma kastıHareket değil, suçun özel kast unsurudur. Borçlunun alacaklının tahsilini engelleme amacıyla hareket etmesi gerekir.

Dolayısıyla bunlar eş anlamlı değildir. Ancak genel olarak şöyle ifade edilebilir:

“Alacaklıdan mal kaçırma” olarak nitelenen bazı davranışlar, İİK m.331’deki özel şartlar gerçekleşirse “alacaklısını zarara sokmak kastıyla mevcudunu eksiltme suçu” oluşturabilir.

Alacaklıyı Zarara Sokmak İçin Mevcudunu Eksiltmek Suçu Nasıl Oluşur?

İİK m.331 kapsamındaki suçun oluşabilmesi için somut olayda birden fazla unsurun birlikte bulunması gerekir.

1. Borçlu Tarafından Malvarlığını Azaltan Bir İşlem Yapılmalıdır

Kanun yalnızca gerçek anlamda malvarlığının azaltılmasını değil, görünüşte malvarlığının azaltılmasını da kapsamaktadır.

Örneğin borçlu;

  • taşınmazını başkasına devredebilir,
  • aracını satabilir,
  • makinelerini veya ticari mallarını elden çıkarabilir,
  • bir malını gizleyebilir,
  • malını gerçekte devretmediği hâlde devretmiş gibi gösterebilir,
  • gerçekte bulunmayan bir borç oluşturabilir.
  • tanıdığı bir kimseye kendisi aleyhine icra takibi başlattırıp bu icra takibine süresi içerisinde itiraz etmeyerek kesinleşmesini sağlaması ve devamında mallarının haczine sebep olması

Bu işlemlerden herhangi biri, diğer şartların da bulunması hâlinde İİK m.331 kapsamında değerlendirilebilir.

2. İşlem Alacaklıyı Zarara Uğratma Amacıyla Yapılmalıdır

Suçun önemli unsurlarından biri alacaklıyı zarara uğratma kastıdır. Bu nedenle her satış, bağış veya mal devri suç oluşturmaz.

Örneğin borçlunun, ticari faaliyetini sürdürebilmek amacıyla bir aracını gerçek piyasa değeri üzerinden satması ve elde ettiği bedeli başka borçlarını ödemek için kullanması, tek başına alacaklıdan mal kaçırma olarak değerlendirilemez. Buna karşılık borçlunun, hakkında icra takibi başlatılacağını öğrendikten sonra malvarlığındaki taşınmazları bedelsiz veya gerçeğe aykırı işlemlerle yakınlarının üzerine devretmesi farklı şekilde değerlendirilir, İİK m.331 kapsamında mal kaçırma şüphesi doğurur.

Yargıtay da bu tür uyuşmazlıklarda yalnızca tapuda bir devir işlemi yapılmış olmasını yeterli görmemektedir. Devrin gerçek olup olmadığının anlaşılabilmesi için taşınmazın piyasa değeri ile satış bedeli arasındaki fark, satış bedelinin gerçekten ödenip ödenmediği, taşınmazı fiilen kimin kullanmaya devam ettiği ve satıştan elde edilen paranın ne şekilde değerlendirildiği gibi hususların birlikte incelenmesi gerekir.

3. Alacaklı Alacağını Tahsil Edememiş Olmalıdır

İİK m.331 bakımından yalnızca borçlunun şüpheli bir işlem yapması yeterli değildir.

Kanuna göre alacaklının; borçlu hakkında aciz belgesi aldığını veya alacağını alamadığını ispat etmesi gerekir.

Bu nedenle icra dosyasındaki hacizler, borçlunun başka malvarlığının bulunup bulunmadığı ve mevcut malların borcu karşılayıp karşılamadığı önemli hâle gelir.

Örneğin borçlu bir taşınmazını kardeşine devretmiş olmakla birlikte, borcunun tamamını karşılayabilecek başka haczedilebilir taşınmazlara ve banka hesaplarına sahipse alacaklısını zarara sokmak kasdiyle mevcudunu eksiltme suçunun oluşmadığı söylenebilir.

4. İcra Takibinin Durumu da Önemlidir

Yerleşik Yargıtay uygulamalarına göre, İİK m.331 kapsamında şikâyette bulunulabilmesi için dayanak icra takibinin şikâyet tarihinde kesinleşmiş olması gerekir. Takip talebinden itibaren geriye dönük 2 yıl içerisindeki malvarlığını azaltıcı muameleler şikayet kapsamındadır, ancak bunların şikayet edilebilmesi icra takibinin kesinleşmesine bağlıdır. Takip kesinleşmeden yapılan başvuru, henüz doğmamış bir şikâyet hakkının kullanılması niteliğindedir ve geçerli bir şikâyet oluşturmaz. İcra takibinin daha sonra kesinleşmesi de bu başvuruyu kendiliğinden geçerli hâle getirmez. Bu durumda kovuşturma şartı gerçekleşmediğinden davanın CMK m.223/8 uyarınca düşmesine karar verilmelidir.

Alacaklıya Zarar Verme Kastıyla Mevcudunu Eksiltme Suçunda Ceza Yargılama Usulü Mü Uygulanır?

Evet, bu bir ceza yargılamasıdır; ancak olağan ceza muhakemesi usulü aynen uygulanmaz.

  • Savcılığa yapılan soruşturma ve savcı tarafından düzenlenen iddianameyle başlayan olağan bir ceza davası değildir.
  • Şikâyet, doğrudan yetkili icra mahkemesine dilekçe veya sözlü beyanla yapılır.
  • Davaya uygulamada “İcra Ceza Mahkemesi” sıfatıyla bakılır.
  • İİK m.346–354 arasındaki özel muhakeme hükümleri öncelikle uygulanır.
  • CMK kuralları; İİK’da açık atıf bulunan hâllerde ve özel icra ceza sistemine aykırı olmadığı ölçüde uygulanır.
  • İİK m.353 gereğince suçlar hakkında verilen hükümlerin kanun yollarında CMK hükümleri uygulanır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu da icra ceza muhakemesinin kendine özgü bir ceza muhakemesi olduğunu; doğrudan ve bütünüyle CMK’ya tabi olmadığını kabul etmektedir.

Borçlunun Malını Başkasına Devretmesi Suç mudur?

Hayır. Borçlunun malını başka bir kişiye devretmesi tek başına suç değildir. Bir kişinin borçlu olması, malvarlığı üzerindeki bütün tasarruf yetkisinin ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Örneğin borçlu;

  • aracını piyasa değerinden satabilir,
  • taşınmazını gerçek bir ihtiyaç nedeniyle devredebilir,
  • ticari malını olağan faaliyeti kapsamında satabilir.

Burada önemli olan işlemin gerçek olup olmadığı ve alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla yapılıp yapılmadığıdır. Özellikle;

  • devir tarihi,
  • icra takibinin tarihi,
  • satış bedeli,
  • malın gerçek piyasa değeri,
  • alıcı ile borçlu arasındaki ilişki,
  • satış parasının gerçekten ödenip ödenmediği,
  • malı fiilen kimin kullanmaya devam ettiği,
  • borçlunun başka mallarının bulunup bulunmadığı gibi hususlar önemlidir.

Borçlunun Malını Eşine, Çocuğuna veya Kardeşine Devretmesi Mal Kaçırma mıdır?

Borçlunun taşınmazını eşine, çocuğuna, kardeşine veya başka bir yakınına devretmesi de tek başına suçun oluştuğunu göstermez.

Örneğin borçlu hakkında ciddi miktarda icra takibi başladıktan kısa süre sonra tek taşınmazını kardeşine satmış; tapuda satış gösterilmesine rağmen herhangi bir para ödenmemiş ve borçlu aynı taşınmazı kullanmaya devam etmişse, bu durum işlemin muvazaalı olduğu ve alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla gerçekleştirildiği yönündeki iddiayı güçlendirir. Yargıtay uygulamasında da özellikle satış bedelinin gerçekten ödenip ödenmediğinin, taraflar arasındaki ilişkinin ve malın gerçek değerinin araştırılması gerektiği görülmektedir.

Alacaklıdan Mal Kaçırma Davası Nedir?

Borçlunun mal kaçırdığı düşünülen bir durumda başlıca iki farklı hukuki yol gündeme gelebilir:

Alacaklıyı Zarara Uğratma Suçu

İİK m.331 kapsamında borçlunun cezalandırılmasına yönelik süreçtir. Burada amaç, kanunda suç olarak düzenlenen davranışın cezalandırılmasıdır.

Tasarrufun İptali Davası

İİK m.277 ve devamında düzenlenmiştir. Tasarrufun iptali davasının amacı borçluyu cezalandırmak değil, belirli şartları taşıyan tasarrufların alacaklı bakımından etkisiz hâle getirilmesini ve alacaklının söz konusu mal üzerinden cebri icra yoluyla alacağını tahsil edebilmesini sağlamaktır.

İİK m.277 uyarınca geçici veya kesin aciz belgesi bulunan alacaklı, kanunda belirtilen şartlar altında tasarrufun iptalini talep edebilir. Dolayısıyla “borçlu evini başkasına devretti, ne yapabilirim?” sorusunun cevabı yalnızca ceza şikâyeti değildir. Somut olayda tasarrufun iptali davasının şartlarının da ayrıca incelenmesi gerekir.

Tasarrufun iptaline ilişkin başlıca hâller İİK m.278, 279 ve 280’de düzenlenmiştir. İİK m.278 uyarınca son bir yıl içerisindeki (Aralık 2025’teki kanun değişikliğiyle birlikte) bağışlama ve karşılıksız tasarruflar iptale tabi olabileceği gibi; üçüncü derece dâhil kan ve kayın hısımları ile kanunda sayılan diğer yakın kişiler arasındaki işlemler, gerçek değerine uygun bir karşılıkla yapıldığı ispatlanmadıkça bağışlama sayılır. 

İİK m.280 ve devamındaki maddeler ise borçlunun alacaklılarına zarar verme kastıyla gerçekleştirdiği işlemlerin iptali hakkındadır.

Alacaklıyı Zarara Uğratma Suçu ile Tasarrufun İptali Davası Arasındaki Fark Nedir?

Bu iki yolun amacı birbirinden farklıdır.

Alacaklıyı Zarara Uğratma SuçuTasarrufun İptali Davası
İİK m.331’de düzenlenmiştir.İİK m.277 ve devamında düzenlenmiştir.
Cezai sorumluluğa ilişkindir.Alacağın tahsiline yönelik hukuki bir yoldur.
Borçlunun cezalandırılması gündeme gelir.Belirli bir tasarrufun alacaklıya karşı etkisiz hâle getirilmesi amaçlanır.
İcra Ceza Mahkemesinde görülür.Asliye Hukuk mahkemesinde görülür.
Şikâyet süresi İİK m.347’ye tabidir.İİK m.284’te ayrıca hak düşürücü süre bulunmaktadır.

Tasarrufun iptali davasında İİK m.284 uyarınca tasarruf tarihinden itibaren beş yıllık hak düşürücü süre bulunmaktadır. Bu süre ile İİK m.331 kapsamındaki ceza şikâyetine ilişkin süre birbirine karıştırılmamalıdır.

Alacaklıyı Zarara Uğratma Suçunun Cezası Nedir?

İİK m.331/1 kapsamındaki fiiller bakımından kanunda; altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezası öngörülmektedir.

İİK m.331’in taşınmaz rehni kapsamındaki eklentilere ilişkin dördüncü fıkrasında ise şartların gerçekleşmesi hâlinde iki yıldan dört yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezası düzenlenmiştir. 

Alacaklıyı Zarara Uğratma Suçu Şikâyete Bağlı mıdır?

Evet. İİK m.331’de düzenlenen suçlar alacaklının şikâyeti üzerine takip edilir. Üstelik şikâyet hakkı oldukça kısa süreye bağlanmıştır.

Alacaklıyı Zarara Uğratma Suçundan Şikâyet Etmek İçin Ne Kadar Süre Vardır?

İİK m.347’ye göre bu bölümde düzenlenen fiiller bakımından şikâyet hakkı; fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl geçmekle düşer.

Örneğin bir taşınmazın muvazaalı olarak devredildiği iddia ediliyorsa yalnızca devrin ne zaman öğrenildiği değil, devrin hangi tarihte gerçekleştirildiği de önemlidir.

Yargıtay, mal devrinden itibaren bir yıllık azami süre geçtikten sonra yapılan şikâyetlerde şikâyet hakkının düştüğüne karar vermektedir. Bu nedenle alacaklı, borçlunun mal kaçırdığını öğrendiğinde uzun süre beklememelidir.

İİK m.331’deki İki Yıllık Süre ile Şikâyet Süresi Aynı Şey midir?

Hayır. Bu konu uygulamada sıkça karıştırılmaktadır.

İİK m.331’de geçen “takip talebinden önceki iki yıl”, suç kapsamında değerlendirilebilecek işlemlerin zaman bakımından kapsamıyla ilgilidir.

İİK m.347’deki;

  • öğrenmeden itibaren 3 ay,
  • fiilden itibaren en fazla 1 yıl ise şikâyetin yapılabileceği süreyi ifade eder.

Dolayısıyla m.331’de iki yıl yazıyor, iki yıl içerisinde şikâyet edebilirim şeklindeki düşünce doğru değildir.

Alacaklıyı Zarara Uğratma Şikâyeti Nereye Yapılır?

İİK m.346 ve 349 uyarınca şikâyet, dilekçe veya sözlü beyanla icra mahkemesine yapılır. Uygulamada bu davalara İcra Ceza Mahkemesi sıfatıyla bakılmaktadır. İİK m.348 uyarınca yetkili mahkeme icra takibinin yapıldığı yerdeki icra mahkemesidir.

Alacaklıyı Zarara Uğratma Suçu Nasıl İspatlanır?

İİK m.351 uyarınca şikâyetçi, şikâyet dilekçesinde veya beyanında gösterdiği delillerle bağlıdır. Bu nedenle tapu kayıtları, banka hareketleri, devir belgeleri ve diğer delillerin şikâyet aşamasında mümkün olduğunca somut biçimde gösterilmesi önemlidir. Mal kaçırma iddiasının ispatında tek bir delil bulunmayabilir. Özellikle;

  • tapu kayıtları,
  • araç tescil kayıtları,
  • banka hesap hareketleri,
  • satış ve ödeme dekontları,
  • ticaret sicili kayıtları,
  • şirket kayıtları,
  • faturalar,
  • icra takip dosyaları,
  • haciz tutanakları,
  • bilirkişi incelemeleri,
  • tanık anlatımları önemlidir.

Örneğin tapu devri yapılmış ancak satış bedelinin ödendiğini gösteren hiçbir banka hareketi bulunmamışsa ve borçlu taşınmazda yaşamaya devam ediyorsa, bu hususlar birlikte değerlendirilir.

Taşınmaz devri bulunan dosyalarda malın gerçek değeri, satış bedeli, ödemenin gerçekleşip gerçekleşmediği, malın kim tarafından kullanıldığı ve borçlunun başka mallarının bulunup bulunmadığı gibi unsurların araştırılması gerekir.

Mal Üçüncü Kişiye Devredildiyse Ne Yapılabilir?

Borçlunun malını başka bir kişiye devretmiş olması, alacaklının artık hiçbir şey yapamayacağı anlamına gelmez.

Örneğin borçlunun taşınmazını alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla üçüncü kişiye devrettiği düşünülüyorsa;

  • İİK m.331 kapsamında ceza şikâyeti,
  • İİK m.277 ve devamı kapsamında tasarrufun iptali davası,
  • olayın özelliklerine göre muvazaa iddiasına dayalı diğer hukuki yollar gündeme gelebilir.

Ceza şikâyetinde bulunmak, devredilen malın kendiliğinden borçlunun üzerine dönmesini veya alacağın doğrudan tahsil edilmesini sağlamaz.

Alacağın tahsiline yönelik hukuki yollar ayrıca değerlendirilmelidir.

Malı devralan üçüncü kişinin de borçlunun alacaklıyı zarara uğratma fiiline bilerek ve isteyerek iştirak etmesi hâlinde, TCK’nın iştirake ilişkin hükümleri uyarınca cezai sorumluluğu da gündeme gelebilir. Ancak yalnızca malı satın almış veya borçlunun yakını olmak, tek başına cezai sorumluluk için yeterli değildir.

Aciz Belgesi Olmadan Alacaklıyı Zarara Uğratma Şikâyeti Yapılabilir mi?

İİK m.331’in metni bu konuda önemlidir. Kanunda alacaklının; “aleyhine aciz belgesi aldığını veya alacaklı alacağını alamadığını ispat ettiği takdirde” ifadesi kullanılmaktadır.

Bununla birlikte icra dosyasının durumu, borçluya ait başka malların bulunup bulunmadığı ve hacizlerin borcu karşılayıp karşılamadığı mutlaka incelenmelidir.

Tasarrufun iptali davasında ise İİK m.277’de geçici veya kesin aciz belgesi ayrıca önem taşıyan dava şartlarından biridir.

Alacaklıyı Zarara Uğratma Suçu Uzlaştırmaya Tabi Midir?

İİK m.331 kapsamındaki suçlarda CMK’daki uzlaştırma hükümleri uygulanmaz. Bununla birlikte İİK m.354 uyarınca şikâyetten vazgeçilmesi veya borcun itfa edildiğinin sabit olması hâlinde dava ve ceza bütün sonuçlarıyla düşer.

Borcun Ödenmesi veya Şikâyetten Vazgeçilmesi Davayı Etkiler mi?

Evet. İİK m.354’e göre bu bölümde düzenlenen ve takibi şikâyete bağlı olan suçlarda;

  • şikâyetçinin şikâyetinden vazgeçmesi veya
  • borcun ödendiğinin, yani itfa edildiğinin sabit olması hâlinde dava ve bütün sonuçlarıyla birlikte ceza düşer.

Bu düzenleme İİK m.331 kapsamında yürütülen davalarda önemlidir.

Borçlu Şirket Mal Kaçırırsa Ne Olur?

Borçlunun bir şirket olduğu durumlarda incelemenin ayrıca yapılması gerekir. Şirketin malvarlığı ile şirket ortaklarının kişisel malvarlığı birbirinden farklıdır. 

Şirketin borçlu olduğu durumlarda cezai sorumluluk şirket tüzel kişiliğine değil, İİK m.345 uyarınca suç oluşturan fiili gerçekleştiren şirket yöneticisi, temsilcisi veya diğer sorumlu gerçek kişilere yönelir.

Bu nedenle bir anonim veya limited şirketin malvarlığının azaltıldığı iddiasında;

  • işlemi kimin yaptığı,
  • şirketi kimlerin temsil ettiği,
  • yönetim organının kararı bulunup bulunmadığı,
  • devrin hangi ticari gerekçeyle gerçekleştirildiği,
  • malların başka bir şirkete aktarılıp aktarılmadığı,
  • şirketler arasında organik veya fiilî bağlantı bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.

Özellikle borçlu şirketin faaliyetini sona erdirerek aynı ortak veya yöneticiler tarafından kurulan başka bir şirkete makinelerin, araçların, stokların veya müşteri portföyünün aktarılması gibi olaylar klasik mal kaçırma örnekleridir.

Alacaklıdan Mal Kaçırma Örnekleri

Borçlunun Evini Kardeşine Devretmesi

Borçlu hakkında icra takibi başladıktan sonra tek taşınmazını kardeşine devretmiştir. Banka kayıtlarında satış bedelinin ödendiğini gösteren herhangi bir hareket bulunmamaktadır ve borçlu hâlen aynı evde yaşamaktadır.

Bu durum, işlemin muvazaalı olduğu ve alacaklıdan mal kaçırma amacı taşıdığı yönünde ciddi bir inceleme yapılmasını gerektirebilir.

Gerçekte Olmayan Borç Oluşturulması (Muvazaalı İcra Takibi Yapılması)

Borçlu, haciz sırasında kendisine ait malların başka bir kişiye ait olduğunu iddia etmekte veya gerçekte bulunmayan senetler ve borç ilişkileri oluşturmaktadır.

Veya bazı durumlarda, borçlu ile bir üçüncü şahıs kendi aralarında bir alacak verecek, bir borç varmış gibi evraklar düzenlemekte ve bu evraka dayalı olarak borçluya karşı üçüncü kişi (muvazaalı alacaklı) tarafından icra takibi yapılmakta, borçlu da bu icra takibine sessiz kalmakta ve icra takibini kesinleştirmektedir. İcra takibinin kesinleşmesinden sonra, bu üçüncü kişi yani borçlunun tanıdığı ve muvazaalı bir şekilde takip yapan alacaklı şahıs, borçlunun mallarının haczini istemektedir. Bu kişi çoğu durumda haciz koymasına rağmen, haciz işleminin bir sonraki aşaması olan satış talebini ileri sürmemekte, malı hacizli olarak bırakmaktadır. Hele diğer alacaklılara göre hacizdeki sırası daha yüksekse, mesela ilk sıradaysa, diğer alacaklıların malın satışını istemesini pratikte engellemiş olmaktadır. Bu tip muvazaalı takip talepleri hazırlanarak borçluların diğer alacaklılardan korunması ve mal kaçırması çok sık yapılmakta olan bir yöntemdir.

İİK m.331, bu tür işlemleri çıkça suç kapsamında düzenlemektedir.

Şirket Mallarının Başka Şirkete Aktarılması

Borçlu şirket hakkında takipler başladıktan sonra şirketin makineleri ve ticari malları aynı kişiler tarafından kontrol edilen yeni bir şirkete devredilmiş olabilir.

Böyle bir durumda işlemlerin bedeli, şirketler arasındaki ilişki, devir tarihleri ve ticari gerekçe birlikte incelenmelidir.

Alacaklıdan Mal Kaçırıldığında Ne Yapılmalıdır?

Borçlunun mal kaçırdığı düşünülüyorsa öncelikle bütün işlemlerin tarihleri belirlenmelidir.

Pratikte şu hususların birlikte incelenmesi gerekir:

  1. Borçlu hakkındaki icra takip dosyaları,
  2. İcra takibinin kesinleşme tarihi,
  3. Borçlunun taşınmaz ve araç kayıtları,
  4. Şüpheli devirlerin tarihleri,
  5. Malların kime devredildiği,
  6. Satış bedelinin gerçekte ödenip ödenmediği,
  7. Borçlunun başka haczedilebilir mallarının bulunup bulunmadığı,
  8. Alacağın tahsil edilip edilemediği,
  9. İİK m.347’deki üç aylık ve bir yıllık şikâyet süreleri,
  10. Tasarrufun iptali davası şartlarının oluşup oluşmadığı.

Özellikle şikâyet süresinin öğrenmeden itibaren üç ay ve her hâlde fiilden itibaren bir yıl olması nedeniyle, şüpheli işlem öğrenildikten sonra dosyanın kısa sürede incelenmesi önem taşımaktadır.

Alacaklıdan Mal Kaçırmada İhtiyati Haciz ve İhtiyati Tedbir

 Borçlunun mallarını devretmeye veya gizlemeye başlaması hâlinde, alacaklının yalnızca ceza şikâyetinde bulunması yeterli olmayabilir. Alacaklı, borçlunun mal kaçırma veya muvazaalı işlemlerle ödeme kabiliyetini ortadan kaldıracağından şüpheleniyorsa geçici hukuki koruma yollarına başvurabilir. Alacağın tahsilini güvence altına almak amacıyla  ihtiyati haciz veya ihtiyati tedbir talep etmesi mümkündür.

İhtiyati Haciz 

İİK m.257 ve devamı uyarınca ihtiyati haciz, para alacağının tahsilini güvence altına almak amacıyla borçlunun malvarlığı üzerine geçici olarak haciz konulmasını sağlar.

Vadesi gelmiş ve rehinle teminat altına alınmamış para alacaklarında ihtiyati haciz talep edilebilir. Vadesi gelmemiş alacaklarda ise borçlunun borçtan kurtulmak amacıyla mallarını gizlemesi, kaçırması veya alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunması gibi kanunda belirtilen özel sebeplerin bulunması gerekir.

İhtiyati haciz kararı verilirse, İİK m.261 uyarınca karar tarihinden itibaren 10 gün içinde kararın icra dairesinden infazının talep edilmesi gerekir. Aksi hâlde ihtiyati haciz kararı kendiliğinden kalkar.

Tasarrufun İptali Davasında İhtiyati Haciz

Borçlunun malını üçüncü kişiye devretmiş olması hâlinde açılacak tasarrufun iptali davasında da özel bir ihtiyati haciz imkânı bulunmaktadır.

İİK m.281/2 uyarınca mahkeme, alacaklının talebi üzerine iptale tabi tasarrufun konusu olan mal hakkında ihtiyati haciz kararı verebilir. Böylece dava devam ederken söz konusu malın yeniden elden çıkarılması nedeniyle alacağın tahsilinin güçleşmesinin önüne geçilmesi amaçlanır.

Bu ihtiyati haciz, İİK m.257 ve devamında düzenlenen genel ihtiyati hacizden farklı, tasarrufun iptali davasına özgü bir geçici hukuki korumadır. İİK m.281/2 uyarınca teminatın gerekip gerekmediği ve miktarı mahkemece belirlenir. Ancak dava, üçüncü kişinin elinden çıkardığı malın yerine geçen değere ilişkinse teminatsız ihtiyati haciz kararı verilemez.

İhtiyati Tedbir

HMK m.389 ve devamı uyarınca, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişiklik nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması veya imkânsız hâle gelmesi ya da gecikme nedeniyle ciddi bir zarar doğması ihtimali varsa ihtiyati tedbir talep edilebilir.

İhtiyati tedbir kural olarak uyuşmazlık konusu mal veya hak üzerinde uygulanır. Yalnızca para alacağını güvence altına almak amacıyla borçlunun genel malvarlığına tedbir konulması yerine, şartları varsa ihtiyati haciz yoluna başvurulmalıdır.

İhtiyati tedbir kararı verilebilmesi için:

  • Telafisi güç veya imkânsız zarar tehlikesi bulunmalı,
  • Hakkın dayandığı hukuki ilişki açıkça ortaya konmalı,
  • Korunması gereken menfaat, geçici müdahale ile teminat altına alınabilir olmalıdır.

Ancak para alacağının güvence altına alınmasında kural olarak başvurulacak geçici hukuki koruma ihtiyati hacizdir. Özellikle tasarrufun iptali davalarında da İİK m.281/2’de özel olarak ihtiyati haciz düzenlenmiştir. Bu nedenle somut olayda ihtiyati haciz ile ihtiyati tedbirin hukuki şartları birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.

Tedbirin kapsamı:

  • Taşınır veya taşınmazların devrinin/temliki işlemlerinin durdurulması,
  • Tapuya şerh verilmesi,
  • Sözleşmeden doğan yükümlülüklerin geçici olarak durdurulması,

HMK m.392 uyarınca ihtiyati tedbir talep eden taraf kural olarak teminat göstermek zorundadır. Ancak talep resmî belgeye veya başka kesin bir delile dayanıyorsa veya durum ve koşullar gerektiriyorsa mahkeme gerekçesini belirterek teminat alınmamasına karar verebilir.

Alacaklıyı Zarara Sokmak Kastıyla Mevcudunu Eksiltme (İİK 331) ile Aczine Kendi Fiiliyle Sebebiyet Veren Veya Vaziyetinin Fenalığını Bilerek Ağırlaştırma (İİK 332) Farkı Nedir?

Temel fark şudur:

  • İİK m.331: Borçlu, alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla malvarlığını bilinçli biçimde gerçek veya görünüşte azaltır.
  • İİK m.332: Borçlu, ölçüsüz ve basiretsiz davranışlarıyla kendi aczine sebep olur veya kötü mali durumunu daha da ağırlaştırır.
KonuİİK m.331İİK m.332
Suçun odağıAlacaklıyı zarara sokmak amacıyla mevcudu eksiltmekBorçlunun kendi aczine sebep olması veya aczini ağırlaştırması
Manevi unsurAlacaklıyı zarara sokma özel kastı aranırAlacaklıdan mal kaçırma kastı şart değildir; aşırı hafiflik, basiretsizlik veya ağır ihmal niteliğindeki davranışlar yeterli olabilir
Tipik fiillerMalı devretmek, gizlemek, telef etmek, değerden düşürmek, muvazaalı devretmek, sahte borç yaratmakAşırı harcama, tehlikeli talih oyunları, basiretsiz spekülasyon, işlerde ağır ihmal
Aranan sonuçMalvarlığının gerçek veya görünüşte eksiltilmesi ve alacağın tahsil edilememesiBorçlunun acze düşmesi veya mevcut kötü mali durumunun ağırlaşması
Ceza6 ay–3 yıl hapis ve 1.000 güne kadar adlî para cezası15 gün–6 ay hapis
ŞikâyetAlacaklının şikâyetine bağlıAlacaklının şikâyetine bağlı
Özel sınırlama—Borçluyu aşırı borçlanmaya, kumar veya spekülasyona teşvik eden ya da ağır faizle zaafından yararlanan alacaklının şikâyet hakkı yoktur

Örneklerle İİK 331 ve İİK 332 Farkı

İİK m.331 örneği:
Borçlu, icra takibinden sonra tek taşınmazını bedelsiz şekilde kardeşine geçirir; taşınmazı kullanmaya devam eder ve amaç alacaklının haciz yapmasını engellemektir.

İİK m.332 örneği:
Borçlu, zaten ödeme güçlüğü içindeyken büyük miktarda parayı kumarda kaybeder, ölçüsüz lüks harcamalar yapar veya ağır ihmalle işletmesini zarara uğratarak borçlarını ödeyemez hâle gelir.

Kısaca:

m.331’de mal kaçırma kastı; m.332’de mali çöküşe yol açan sorumsuz veya ağır ihmalli davranış vardır.

İki maddede de fiilin haciz yoluyla takip talebinden sonra veya takip talebinden önceki iki yıl içinde gerçekleşmesi ve alacaklının aciz belgesi aldığını ya da alacağını tahsil edemediğini ispatlaması gerekir. Şikâyet süresi her ikisinde de İİK m.347 uyarınca öğrenmeden itibaren üç ay, her hâlde fiilden itibaren bir yıldır.

Sıkça Sorulan Sorular

Borçlu malını eşine devrederse suç olur mu?

Her devir otomatik olarak suç değildir. Devrin gerçek olup olmadığı, bedelin ödenip ödenmediği ve işlemin alacaklıdan mal kaçırma amacı taşıyıp taşımadığı araştırılır.

Alacaklıdan mal kaçırmanın cezası nedir?

İİK m.331/1 kapsamında ceza altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezasıdır.

Tasarrufun iptali davasına konu bir evi sonradan satın alan kişi evi kaybeder mi?

Her zaman değil. Taşınmazı önceki borçlu ve alıcılarla bağlantısı olmadan, gerçek bedelle ve iyi niyetle satın alan sonraki kişinin hakkı kural olarak korunur. Alacaklının, bu kişinin kötü niyetli olduğunu ispatlaması gerekir. Bu nedenle alıcı; ödeme dekontlarını, satış bedelini ve önceki kişilerle bağlantısı olmadığını gösteren delilleri saklamalıdır. Kötü niyet ispatlanamazsa dava bu kişi yönünden reddedilebilir; alacaklı önceki alıcıya karşı tazminat talep edebilir.

Şirketin borçları varken şirket malları ortağın kardeşine devredilirse ne olur?

Şirketin araç, makine veya taşınmazlarının gerçek bir ticari gerekçe olmadan şirket ortağının veya yöneticisinin yakınına devredilmesi, özellikle şirketin borçlarını ödeyemez hâle gelmesi sonucunu doğuruyorsa mal kaçırma iddiasına konu olabilir. Devrin bedeli, bedelin gerçekten ödenip ödenmediği ve taraflar arasındaki ilişki birlikte değerlendirilir.

Borçlu evini kardeşine gerçek bedeliyle satarsa yine de tasarrufun iptali davası açılabilir mi?

Evet. Satış bedelinin rayice uygun olduğunun ispatlanması, yakınlar arasındaki işlemin İİK m.278 kapsamında bağışlama sayılması karinesini ortadan kaldırabilir. Ancak kardeş, borçlunun kan hısmı olduğundan İİK m.280 uyarınca borçlunun mali durumunu ve alacaklılarına zarar verme kastını bildiği varsayılır. Bu nedenle rayiç bedelle satış yapılmış olması tek başına tasarrufun iptali davasının reddedilmesini sağlamaz.

Borçlu taşınmazını yakın arkadaşına satarsa arkadaşının da sorumluluğu olur mu?

Yakın arkadaşlık tek başına sorumluluk için yeterli değildir. Ancak üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu ve alacaklılarına zarar verme amacını bildiğini gösteren diğer delillerle birlikte değerlendirilebilir. İİK m.280 kapsamında üçüncü kişinin bilgisi veya bilmesini gerektiren açık emareler önem taşır.

Mal kaçırıldığını öğrendikten sonra yalnızca ceza şikâyeti yapmak yeterli midir?

Çoğu durumda hayır.  Ceza şikâyeti, İİK m.331 kapsamındaki cezai sorumluluğun belirlenmesine yöneliktir; şartları varsa borçlunun fiiline iştirak eden üçüncü kişilerin de cezai sorumluluğu gündeme gelebilir.

Borçlu malını üçüncü kişiye, üçüncü kişi de başka birine satarsa alacaklı ne yapabilir?

Borçludan malı alan kişi, taşınmazı daha sonra başka bir kişiye devretmişse son alıcının iyi niyetli olup olmadığı araştırılır. Son alıcının kötü niyetli olduğu ispatlanamazsa taşınmaz üzerindeki hakkı korunur. Buna karşılık ilk alıcının iptale tabi tasarruftan sorumlu olduğu kabul edilirse, İİK m.283/2 uyarınca taşınmazı elden çıkardığı tarihteki gerçek değeri üzerinden, alacak ve ferileriyle sınırlı olmak üzere tazminata mahkûm edilebilir. 

İcra Hukuku alanında diğer yazılarımız için buraya tıklayabilirsiniz.

Yorum yaz